1. Haberler
  2. Güncel
  3. Sinan Ok yazdı: Kayyum Atanmasını Kimler İstiyor!?

Sinan Ok yazdı: Kayyum Atanmasını Kimler İstiyor!?

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kürt meselesinde yüzyılı aşkın süredir devam eden çözümsüzlük yaklaşımı her dönem yeni bir modelle sürdürüldü. Kürtlerin bir halk olarak temel hak ve özgürlüklerini, Kürtçe’nin kullanımı ve yayılmasını kısıtlayan “cumhuriyet iktidarları” her dönem bir söylem ve uygulama ile Kürt halkına yönelik toplu katliam, asimilasyon, tehcir politikalarından geri durmadı. Güncel kayyum rejimi bu genel tablonun bir satırı olarak görülmelidir.
Ancak Türkiye’nin iç ve dış işlerindeki tüm kırılmalar, darbeler ve derin ekonomik krizlerin de Kürt meselesinin çözümsüzlüğüne dayandığını ifade etmek herhalde abartı olmayacaktır. Son dönem faşizminin bulabildiği “bu model” yasadışı, hukuk dışı ve gayrı meşru kayyum modelidir!

Kürt halkının, cumhuriyetin kuruluş anayasası olan 1921 Anayasası’ndaki muhtariyet ilkesine ihanet eden zihniyet, bugün kayyum uygulaması ile yeniden hortlatılmak istenmektedir. Uzun ve ayrıntılı boyutları olan Kürt meselesini bir yazıya sığdırmak elbette mümkün değil ancak bu hafta sayın Leyla Zana’nın özetlediği gibi “Bundan sonra Kürtler Ne İstiyor? diye kimse sormasın” diyebileceğimiz bir aşamadayız! Başlığımıza dönecek olursak;

Kürt Meselesinin “diyalog, demokratik siyaset ve müzakere ile çözülmesini istemeyenler” kayyumların atanmasını istiyor. Kürt yurttaşların seçme ve seçilme hakları atanmış bir bakanın keyfine göre kısıtlanabiliyorsa, Kürtlerin demokratik siyasetteki ısrarlı ve örgütlü politikasını eleştirenlere, milliyetçi yaklaşımlara ve demokratik siyasetin alternatifi kanalları savunanlara alan açılmak istenmektedir. Kürtlerin “belediye eş başkanlarını, milletvekillerini tutuklayanlar, söz ve söylem kurmalarını engelleyenler, halklarının sorunlarına çözüm bulmasını engelleyenler, onların kamusal hizmet sunmalarını ve politik özne olmalarını istemeyenler” kayyum gaspını savunmaktadır.

“Seçimle ve halkın oyuyla seçilemeyeceğini bilenler” kayyum atanmasını istiyor. 2019 ve 2024 yerel seçimleri verileri ayrıntılı olarak incelendiğinde “halkın kayyumlardan memnun olmadığı”, “kayyum hizmetleri diye sunulan raporların tamamen kağıt üzerinde kaldığı”, “tüm algı-baskı ve yasak politikalarına rağmen AKP-MHP iktidarının gerilediği” ve gerilemeye devam edeceği görülmektedir.

2019 seçiminde “KHK’li,” “davası var” “dosyası temiz değil” gibi psikolojik harp yöntemleri ile halkın seçtiği adayları kriminalize eden iktidar ve yandaş basını, 2-3 Nisan 2024’te Van’da bu halkaya “yeni bir yalan” ekleme işine sarıldı. Halktan, sivil toplumdan ve demokratik muhalefetten gereken yanıtı alında geri adım attırılan bu hukuksuzluk, geçtiğimiz hafta Hakkari’de tarihi bir gayrımeşruluğa daha sarıldı. Tüm “hile, baskı, taşıma seçmen, para dağıtma ve diğer siyasi ayak oyunlarına rağmen” yenilmeyen Hakkari halkının iradesinin, kayyım gaspı ile “belediye binası” alıkonuldu. Seçimlerde açıkça AKP adayı lehine çalışan kayyum vali yeniden kayyum olarak atandı. Seçilmişlere yönelik bir darbe olan bu girişimin savunucusu olan kişi ve partilere baktığımızda bölgede “Tabela Partisi” olmaya aday karakterler dışında kimsenin açıktan bu zorbalığı savunamadığı görülür.

Hukukun ve yasaların kişilere ve bölgelere göre ayrı uygulanabileceğini savunanlar kayyum atanmasını istiyor. Kepez belediyesine çok yakın dönemde uygulanan hukukun Hakkari belediyesine uygulanmaması açık bir ayrımcılıktır. Zihinlerde toplumu ve ülkeyi ayrıştırmış olanlar uygulanan hukukun da ayrımcılık şeklinde olmasını olağanlaştırıyorlar.

“Adalet(sizlik) Bakanı’nın” konu ile ilgili “İçişleri Bakanının yetkisi var” şeklindeki açıklaması tercihin hukuktan yana olmadığını göstermektedir. Atanmış bir bakanın binlerce oyla seçilmiş bir belediye eş başkanını, süresi belli olmayacak şekilde görevden uzaklaştırabilmesi hukukla izah edilemez. Zaten yargı kararı olmadan kayyum atanması başlı başına bir garabettir. Yargı kararı adı altında nasıl bir hukuksuzluğun yaşandığı, dosya savcısı, hakimi ve diğer kaynak kişilerinin illegalitesi kamuoyuna zaten yansıdığından ayrıntılı açıklamaya gerek yok. Bu konuda hukuki bir tartışma yapmaya girişmek de aslında meselenin ırkçı, siyasi ve gayrı-meşru boyutlarını atlamaya yol açabilir. Bu yönüyle yasa önünde eşitlik ilkesinin taammüden ihlal edildiği bilinmelidir. Ayrıca Belediye eşbaşkanına isnat edilen temelsiz iddia ve suçlamaların; “neden belediye meclisinin tümünün görevden el çektirilmesine yol açtığı” sorusunu sormayan herkesin bir “hukuksuzluk borazanı” olduğu bilinmelidir. Kayyumu savunan zorbalık ve hukuksuzluğu savunmaktadır. Seçilmiş belediye meclisinin görevini engellemenin “AKP-MHP yasalarında” bile yeri yoktur!

Kayyumu savunan ve atanmasını isteyen bir kategori de “hırsızlar-yolsuzlar çetesi” diyebileceğimiz yerel-yerli işbirlikçi ve nemalanıcılardır. Belediye bütçeleri, kadroları ve tüm imkanları bu “çetenin mamasıdır.” Bölge belediyeleri bütçelerinin talan edilmesi, 8 yıllık kayyum döneminde ortaya çıkan borç, menkul-gayrı menkul devri-satışı-kullandırımı işlemlerinde kendini ifşa etmiştir.

Belediyeler üzerinden bir yandaş sınıf “semirilmektedir”. Kayyum girişimleri “iktidarın uşaklarını mamasız bırakmama girişimi” olarak görülmelidir. Birçok yerde “kaybetsek de kazanacağız” “biz de kayyum istemiyoruz” “bize oy verin kayyum gelmesin” söylemini dolaştıranların, bugün ağızlarının salyası bu nedenle dökülmeye başlamıştır.

Halk işsizlik, yoksulluk içinde binbir emekle geçim sağlamaya çalışırken “bu sürünün” derdi emek vermeden halka ait olan kaynağı “hortumlamaktır”. Kayyum uygulamasını savunmak bu hortumculuğu kurumsallaştırmaktır. Kayyumların sayıştay denetiminden nasıl kaçtığını, iç denetim mekanizmalarının nasıl işlevsizleştiğini, kamuoyu denetiminin nasıl mümkün olmadığını, yasa dışı ihale ve fonlama örneklerinin ne kadar arttığını 8 yıllık kayyum uygulamasında görmeyenler aslından görmek istemeyenlerdir.

Halkın değil yandaşın “hizmet” almasını isteyenler kayyum atanmasını istiyor. 8 yıllık kayyum pratiği incelendiğinde ne seçilmiş belediye meclisleri üzerinden ne de doğrudan belediye üzerinden bir halk etkileşimi olmamıştır. Hazırlanan stratejik planlar, uygulanan faaliyetler ne halka danışılarak hazırlanmış ne de uygulanmıştır. Kayyum gaspı altındaki birçok kent, altyapı ve yatırım yetersizliğinden göç ve işsizlik/yoksulluk sorunları ile baş başa kalmıştır. Kürt illerinde son 2015 yılından bu yana devam eden ve derinleşen ekonomik gerilemenin ana etkeni kayyum rejimi olmuştur. Kentler kriminalize edilmiş, keyfi ve genel yasaklama kararları alınmış, hizmet halkın geneline değil yandaş gruplara sunulmuştur. Altyapı, çevre düzeni, kanalizasyon, yol, su ve imar sorunu çözülmüş veya bu sorunu kısmen hafiflemiş tek bir tane kayyım idaresi gösteremezler. Tüm sorunların ağırlaşarak katmerlendiği bu yerde demokratik bir tepki ile sandıkla “gasptan uzaklaştırılan” kayyumların yeniden “halkın tepesine indirilmesi” sadece yandaş kamuoyunun ve iktidar grupçuklarının talebidir. Halk bu zorbalığa karşı yanıtını sandıkta ve sokakta açık yüreklilikle vermiştir. Kayyumu savunmak halk iradesine karşı darbeciliği savunmaktır.

Sonuç olarak Kayyum politikasını savunanlar bu ülkede yüz yılı aşkın süredir çözümsüz bırakılan bir mesele için çözümün ertelenmesini isteyenlerdir. Çözüm uzaklaştıkça kriz derinleşmektedir. Bugün Türkiye’de yaşanan derin ekonomik krizin, işsizliğin, yoksullaşmanın ve bölgesel eşitsizliğin çözümünün ertelenmesi girişimi olan kayyum gaspı, tüm ülkeye ve topluma bir ihanet olarak görülmelidir. Yeni krizlerin anahtarı olan bu kayyum gaspı ülkenin felakete sürüklenme ivmesini arttıracaktır. Demokratik siyaseti sınırlayanlar, hukuksuzluğu savunanlar, seçilmişlerin yerine atanmışları isteyenler, talan ve yolsuzluk rejiminden beslenenler kayyum istemeye devam etmektedir. Kendi partisel ve grupsal çıkarlarını tüm halkın yararının önünde tutanlar kayyum rejiminden medet ummaktadır.

Gayrı meşru, hukuk dışı ve açıkça illegal bir uygulama olan bu kayyum rejimine karşı tüm halklar, akademisyenler, aydın ve gazeteciler, tüm demokratik kitle örgütleri, sendikalar, siyasi partiler ve dernekler demokratik bir tepki ile sesini yükselmeli ve her yerde bu demokratik tepkisini göstermelidir. Yerel yönetimlerin özerkliğini savunmak, hizmette halka yakınlık ilkesini savunmak, idarede şeffaflık-hesap verebilirlik ve kamuoyu denetimini savunmak için DEM partili olmaya da Kürt olmaya da gerek yoktur. Onurlu her yurttaşın bu anti demokratik uygulamaya karşı sesini yükseltme zamanıdır! Önceki gasplara geç kalındığı için bugün faizin ateşi 50’lerde, borç ve bütçe krizleri masada, emekli-asgari ücretli açlık sınırında ve herkes hukuksuzluk ve yoksullaşma riski altında!

Tepki Ver | mutlu4
4
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
1
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Sinan Ok yazdı: Kayyum Atanmasını Kimler İstiyor!?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir