Seçimler ve Ankara’da Syriza, Diyarbakır’da Sinn Fein olmanın sorunu…!

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mayıs 2023 kesin seçim sonuçları açıklandı. Seçim sonuçlarını etkileyen önemli faktörlerden biri, devletin bütün ekonomik, siyasi imkanlarının Cumhur İttifakının emrine verilmesi; İçişleri, Ulaştırma, Adalet Bakanlarının görevlerinin başında seçime katılmaları gibi diz boyu hukuksuzluk altında yapılan seçimler istikrar değil kriz üretti. Seçimler bitti ama tartışma sürüyor epey sürecek de. Çünkü seçim sonuçları biçimsel olarak Erdoğan’ı yeniden iktidara taşımanın dışında Türkiye’nin temel hiçbir sorununa çözüm üretecek siyaset denklemi üretmedi. Tersine siyaset aritmetiği kilitlenmeyi üretecek birçok denklem ve dinamiği barındırıyor.

Öncelikle bu iklimde sokağa çıkan ve polis gözetiminde önüne gelene saldıran, ateş eden ırkçı milliyetçi güruhun sevinç sarhoşluğu kursaklarında kalacak. Erdoğan’ın öfke ve intikam yüklü Balkondaki “zafer” konuşması aldatıcıdır. Ekonomik kriz, Merkez Bankası rezervlerindeki eksiye düşüş, Körfez ülkelerindeki döviz transferleri İMF’siz İMF uygulamaları olup sonuçları yakında çok daha ağır olarak çarşı ve mutfağa yansıyacak. Ayrıca Kürt halkının ulusal özgürlük mücadelesi ile Türkiye halklarının demokrasi talepleri yakıcılığını koruyor. Ekonomik-siyasi kriz, evdeki hesapları bozarak siyaseti beklemediği bir tablo ile yüzleştirebilir.

Kürt karşıtı ırkçı milliyetçilik yarışı seçime damgasını vurdu. Yanı bir kez daha yaşanarak görülüyor ki Kürt halkı, Devlet ile 150 yıllık mücadelesinde korkuyu yendi ama Devlet ve siyasi yapıları Kürt halkının ulusal bağımsızlık mücadelesinden algıladıkları korkuyu yenemediler. İç siyasetten diplomasiye, ekonomiden komşularla ilişkilere varana kadar her şeyi Kürt korkusuyla belirliyor ve yönetmeye çalışıyorlar ki bu sürdürülemez. Sürdürülemeyeceğini devletin derin aklı da yıllar önce dile getirmişti. Kısacası Devlet Kürt meselesinde siyasal ve ekonomik olarak kilitlenmiştir. Kilitlendiği ve Kürdistan korkusunu aşamadığı için “ya kırılma ya soykırım” ikilemi varlığını koruyor. Bunu günü kurtarmaya çalışan siyasetçiler görmeyebilir ama devlet derin aklı açmazı görüyor. Neşe Düzel’in 13 Şubat 2012 tarihli Taraf Gazetesinde Avni Özgürel ile “MİT’in devlet analizi nedir? Röportajı bunu içeriyor bakılabilir.

Özetle bir kez daha diyoruz ki tıpkı İspanya’nın kısmen demokratikleşmesi bile nasıl ki Bask ve Katalan sorununun federal çözümüyle mümkün olduysa Ankara’nın da demokratlaşmasının ön koşulu Diyarbakır’ın ulusal özgürlüğünden geçiyor.

Başta Erdoğan ve Cumhur İttifakı iktidarına mesafeli duran Batı devletlerinden kutlama mesajları ilk günden geldi. Çünkü Batı, Türkiye’de demokrasi yanlıları mı karşıtları mı kazanmış buna değil çıkarlarına bakar. Bu nedenle tebrik yarışına girdiler çoktan. Millet İttifakının onca gürültüsüne rağmen Erdoğan’ın göçmenler meselesinde AB’yi rahatsız edecek açıklamalar yapmaması Avrupa’yı rahatlatmıştı. İnsan hakları, temel hak özgürlükler meselesi Batı için icraat değil propaganda konusu olduğu yine görüldü. Tersi olsaydı Erdoğan’ın daha ilk günden Demirtaş üzerinden siyasi tutsakları hedef almasına tepki verilirdi.

Kürt siyaseti, aynayı siyasetinin taktik ve stratejisine tutmalı….

Kürt siyaseti ise seçimleri genel siyasal sonuçlarının ötesinde içe dönük olarak tartışılıyor. Tartışma ve eleştirilerin odağında bütün yönleriyle izlenen siyasetin taktik ve stratejisi yer alıyor, almalıdır da.

Kürdistan’da ve Türkiye’nin Batı metropollerinde HDP’nin 2015 Haziran seçimlerinden sonra devam eden bir güç kaybı yaşanıyor. Ki bu oy oranındaki düşüşün çok ötesinde güç ve motivasyon kaybı, siyasete ilgisizlik-soğuma olarak tarif edilebilir. Doğu Kürdistan-İran’dan yükselen Jin jîyan Azadî şiarının kattığı heyecan, motivasyonda olmasaydı siyasete ilgisizlik daha da büyüyebilirdi.

Amed, Van, Urfa…. Newrozlarına katılan kitle yüzde 70-80 arası gençlik oluştururken parti il merkezlerine gelen gençlik damarı son derece sınırlı. Bu durum özgürlük mücadelesinde çok hayati bir durum. Gençlik neden soğuyor? Kürt hareketinin ağır yükünü daima taşıyan işçi emekçi sınıflar, küçük üreticiler ise ekonomik krizin sosyal sonuçları nedeniyle belini doğrultamıyor ve Kürt siyasetinden de sorunlarına beklenen ilgi ve çözümü görememenin sorunlarını yaşıyor. Bu durum üzerinde sadece HDP’nin değil bir bütün olarak Kürt siyaset kadrosunun düşünüp çözüm üretmesi lazım.

Yazıyı verilere boğmak istemiyorum derlediğim ve düşüşün sadece rakamsal boyutunu yansıtan bazı verileri aktarıyorum:

Amed; Haziran 2015 yüzde 77.73, Kasım 2015 yüzde 71.32, Haziran 2018 yüzde 65.5, Mayıs 2023 yüzde 61.

Van; Haziran 2015 yüzde 73.60, Kasım 2015 yüzde 64,26, Haziran 2018 yüzde 59.03, Mayıs 2023 yüzde 53.

Mardin; Haziran 2015 yüzde 70, Kasım 2015 yüzde 67, Haziran 2018 yüzde 59.03, Mayıs 2023 yüzde 54.63

Urfa; Haziran 2015 yüzde 38, Kasım 2015 yüzde 28.18, Haziran 2018 yüzde 28.09, Mayıs 2023 yüzde 25

Ağrı; Haziran 2015 yüzde 76.91 Kasım 2015 yüzde 66.80, Haziran 2018 yüzde 62.02, Mayıs 2023 yüzde 54.46

Antep; Haziran 2015 yüzde 15.32, Kasım 2015 yüzde 10.62, Haziran 2018 yüzde 11.09, Mayıs 2023 yüzde 9.13

Batman; Haziran 2015 yüzde 71.40, Kasım 2015 yüzde 66.81, Haziran 2018 yüzde 62, Mayıs 2023 yüzde 57.79

Mersin; Haziran 2015 yüzde 17.90, Kasım 2015 yüzde 15.04, Haziran 2018 yüzde 17, Mayıs 2023 yüzde 13.23

İstanbul; Haziran 2015 yüzde 12.60 Kasım 2015 yüzde 10.27, Haziran 2018 yüzde 12.67, Mayıs 2023 yüzde 8

İzmir; Haziran 2015 yüzde 10.50, Kasım 2015 yüzde 8.90, Haziran 2018 yüzde 11.49, Mayıs 2023 yüzde 7.54

Dikkat edilirse 7 Haziran 2015’ten bu yana özellikle Kürt kentlerinde sistematik bir oy düşüşü var yanı düşüş Mayıs 2023 seçimleriyle ile sınırlı değil.

Siyaset kadrosunun hiç eğip bükmeden yaşanan bu oy ve güç kaybını çıplak olarak kabul edip nedenlerini tartışıp açığa çıkarılmalı ve çözüm üretilmeye odaklanmalı. Nedenleri üzerinde “Seçimler: Özgürlük ve demokrasinin milliyetçilikle mücadelesi!” (https://rojnameyanewroz3.com/p27918/) başlıklı yazımda uzunca durmuştum. Burada şunları eklemek istiyorum;

*Elbette bu güç kaybında, Cumhur İttifakının devlet imkanlarıyla Kürt meselesini ve HDP’yi “terör” parantezine sıkıştırarak topluma taşıması etkili oldu.

*Son 10 yıldır atanan Kayyım politikasının da önemli payı vardır. Çünkü belediyeler Kürt halkının kendi seçtiklerinin elinde olsaydı halka hizmet ve kentin sorunları üzerinden halkla ortak çözüm arayışları siyaset-halk ilişkisini güçlendirirdi. Halkın yerel sorunlarına çözüm üretmede kendi seçtiği yerel yönetimi ile ortak arayış ve çalışması hem halkı hem de belediye yönetimini dinamik tutardı.

*Merkezi ve yerel siyaset kadrosunun miting, halka açık toplantılar vb. propaganda çalışmalarındaki konuşmalarının tekrarla yüklü olması da kitle-siyaset ilişkisini soğutan bir etki yaratıyor. Kitleler hatta yerel yönetici kadrolar artık yöneticilerinin ne diyeceklerini az çok biliyorlar çünkü güncel değişimlere yanıt veren yaratıcılığı yeterince içermiyor konuşmalar.

*Bence en önemli neden; HDP başından beri Ankra’da SYRİZA yani radikal demokrasi, Diyarbakır’da ise Sinn Fein yani ulusal özgürlük mücadelesini aynı süreçte üstlenmiş olmanın zorluklarını yaşıyordu ama ilk kez bu düzeyde çıplak kendini iki yakada hissettirdi. Kürt siyaset kadrosu, “HDP/YSP Mayıs 2023 seçimlerinde demokrasi mücadelesini esas aldı, Kürt ulusal özgürlük talepleri gündeminde yoktu” vb. diyor. HDP’nin Türkiyeli sosyalist ve demokrat bileşenlerinden ise tam tersine “Türkiye partisi olma noktasında sıkıntılar ve eksiklikler yaşadık ve bu eksikliklerin giderilmesi gerekiyor. Gittikçe köklerine kapanan bir parti olmamamız gerekiyor” yani Türkiyelileşmeyi başaramadık deniyor. Kısacası Amed ve Ankara dinamikleri ilk kez bu düzeyde HDP’yi böylesine kendi mahallesine odaklanmaya zorluyorlar. Ve denilebilir ki HDP ilk kez iki arada bir derede kalma halini böyle çıplak yaşadı, yaşıyor. Daha doğrudan bir ifadeyle söylemek gerekirse ne Camiye ne de Kiliseye yaranamama halini yaşıyor. Neden, niçin?

Gerek ilk yazımda gerekse yukarıda kısaca belirttiğim nedenlere ilişkin hiçbir kadro-mevkiyi muaf tutmadan en ağır en kapsayıcı eleştiri ve sorgulama yapılmalı. Tabandan başlayarak en kapsayıcı değerlendirme, çözümleme, anlama, izah etme ve çözüm üretmeye odaklanılmalı. Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin ve elbette onun taşıyıcı siyasi dinamiklerinin bugünden geleceğe devamlılığı açısından bu zorunludur. Elbette 150 yıldır bütün baskı ve katliamlara rağmen hep var olduk olacağız ancak mesele sadece hep var olmak değil stratejik hedef doğrultusunda adım adım ilerleyebilmek.

Sonuç olarak Kürt halkı; özetlediğim bütün yaşananlara ve özelde Meral Akşener’lere, Ümit Özdağ’lara rağmen üstüne düşeni yaptı. Şimdi umutsuzluğa karamsarlığa düşmeden 2015-2023 aralığında yaşananlardan çıkarılacak derslerle 2024 Yerel seçimlerine odaklanılmalı…

Unutmayalım ki Kürt siyasetini çok zor bir dönem bekliyor çünkü Devlet sadece zor, baskı tutuklamalarla yetinmiyor. Kürt ulusal özgürlük mücadele dinamiklerini geriletebilmek için farklı araç ve yöntemleri devreye alıyor. Bunlardan biri HDP’den kopan oyları başta CHP olmak üzere sistematik olarak sistem partilerine yönlendirmeyi planlanmış haliyle sürdürüyor.

Devletin yönelimini tartışırken Hüda Par’ın durumu önemlidir. Hüda Par daha önce de açık veya örtük AKP’yi desteklemişti. Ancak AKP’nin bu kez geliştirdiği Hüda Par hamlesi seçimlerle sınırlı günü birlik bir hamle gibi durmuyor. Devlet Hüda Par’la kol kola kent kent miting miting gezerek “bakın Hüda Par ile birlikteyiz” açık mesajını verdi. Devlet aklının bu yönelimi Kürdistan’da ulusal özgürlük mücadelesinin önünde kurduğu barikatı genişletip güçlendirme stratejisinin yeni bir parçası olarak görülüyor. Zaten Süleyman Soylu’da bunu açıkça şöyle ilan etti:

“Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve Türk siyasetinin en önemli attığı adım, son yıllarda bu konudaki, HÜDA PAR adımıdır. Bak bundan 10 yıl sonra göreceksiniz, HÜDA PAR adımının hangi stratejik adımla atıldığı ve kimlerin önünü tıkadığı ve Türkiye’de bu adımla beraber Doğu ve Güneydoğu politikasında muhafazakârlık aksının tekrar nasıl devreye gireceği…… Bazı adımlar devletler açısından, ülkeler açısından nicelik değil, nitelik adımlarıdır… Burada Türkiye Cumhuriyeti devleti çok önemli ve stratejik bir adım atmıştır. Ve bunun faydasını Türkiye’de on yıl sonra, ‘bunu Süleyman Soylu diye bir fani söyledi’ diyecekler. Ama bunu Tayyip Erdoğan yaptı” demişti. Bu yaklaşımla devlet Hüda Par’a seçimlerin ötesinde bir misyon yüklüyor bakalım Hüda Par’da ki karşılığı ne olacak?

Serhat News

Tepki Ver | Tepki verilmemiş
0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
Seçimler ve Ankara’da Syriza, Diyarbakır’da Sinn Fein olmanın sorunu…!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir